12 Ocak 2012 Perşembe

mutluluğu bulur gibi oldum kabataş köftecisinde

dün çok sıkıcı bir gündü. çok yüzeysel insanlarla oldukça saçma bir gün geçirmek zorunda kaldım. işin en zor kısmı sürekli olarak hiç bir tuhaflık yokmuş gibi davranmak zorunda olmaktı. çünkü "nedir bu saçmalık" diye isyan ettiğiniz an bu itirafı paylaşıyor olmak size ödemeyeceğiniz kadar büyük bir bedel ödedir. bu sebepten ötürü suskun kalmak zorunda kalıyorsunuz.

bugün öyle böyle saçma bir gün değildi. mahalledeki tüm kargaların uzun bir telde dizili olduğunu ve sigara içtiklerini düşünün. ve gazetede okuduğunuz ilk haber de şöyle bir şey olsun;

kediler sendikasından sert çıkış :"biz de ayn şekilde çiftleşiyoruz, neden illede doggie stayla deniyor"

ama bu örnekler yeterince saçma olmadı. fabl-vari şeyler oldu bunlar. daha saçmalarını bulabilirim. nasıl hisettiğimi anlatabilmek için daha saçmalarını bulabilmek zorundayım. çünkü gerçekten ne olduğunu birebir anlatmak istemiyorum. sizde bu hissi uyandıracak bir hikayeye ihtiyacım var. mesela iş yerimdeki müdürümün ingilizcesini ilerletmek için şekspir okuduğunda bahsedebilirim biraz. "şekspir'in dili ağır değil mi" die sorduğumda "sadeleştirilmiş" demesini de söylemeliyim. ve artık yavaş yavaş kritik noktya geliyoruz. uzanıp adamın masasından şekspir kitabını alıyorum ve hayretle "ama bu türkçe" diyorum..o da bana diyor ki "ama sonuçta adamın anadili ingilizce..."ingilizcesini geliştirmek için anadili ingilize olan bir yazarın türkçe çevirisini okuyan bu adamın ciddiyeti karşısında ruh sağlığımı koruyabilmek için kendimi gayrı ciddiyete davet ediyorum.

fakat işin aslı şu ki bugün yaşadıklarım bunun on katı falan daha saçma şeylerdi.

bazen böyle günler geçirdiğimiz olur ama önemsemeyiz. bazen böyle günlerde o günün saçmalığını paylaştığımız bir kişi vardır, bu kişi bize yeter. bazen ama bu saçma gün o kadar aşırı şekilde üzerimize baskı yapar ki yanımızda bunu paylaşacak birisi varsa da bunu göremeyiz. ikimizin de elleri kolları yardım çığlıkları ile sallanır, birisine, bir yere, bir umuda,bir şarkıya falan tutunmaya çalışırız ama olan bitenler çok saçmadır. olan bitenin saçmalığı önünde hiç bir şey bırakmaz.

işte böyle bir gün yaşadım. o kadar saçma bir gündü ki bayan obama'nın bana sakso çektiği ya da benim hindistan'da bir kaplanın tecavüzüne uğradığım finallerden birisi ile bu öyküyü bitirsem hikaye bütünlüğünden hiçbir şey kaybetmezdi.

bu tuhaf günün akşamında kendimi kabataş köftecisinde buldum. saat dokuzu geçmişti ve ben çok acıkmıştım. hava çok sağuktu , köftecinin sadece sert poyrazı -o da biraz olsun-kesebilen brandası vardı. köftecideki televizyonda cehennem silahı 2 vardı. sinema tarihinde en nefret üç şeyi saymam gerekirse bunlar devam filmleri,mel gibson ve dublajlı filmlerdir.. üçü birden tek filmde buluşmuşlardı işte. ama köfte çok güzeldi. adamın birisi doymamış olacak ki "bana bir çeyrek yapsanıza" dedi," çeyrek yok be abi"dedi köfteci. "o zaman yarım olsun" dedi. böylece köfteci ve müşterisi orta noktada anlaştılar. ben de hayatı bu tuhaf gün için suçlamamaya ve olan biteni unutmaya karar verdim. film reklama girerken inönü stadından "gooool" sesi geldi.

2 yorum:

file çorap dedi ki...

uyumam gereken saatlerde yazdıklarını okuyorum tek tek,uykumdan çalıyorsun..ve yazmadığın günler kızıyorum sana!

Aman Kaptan dedi ki...

şimdi buna nasıl cevap vereyim, ne desem ya fazla tevazu ya da şımarıklı olarak. ikisinin dışında bir şey olamayacak. çok teşekkür ederi. umarım beğeneceğin şeyler yazabilmeye dvam ederm....