Gaz ve toz bulutu sıkışıyor, dünya oluşuyor. Eşekle at çiftleşince katır oluyor. Üzümden sirke, şarap, pekmez ve pestil olabiliyor. Eşeğin sikine kelebek konuyor, fena bir şey olmuyor. Fakat benden hiç bir şey olmuyor...
16 Ocak 2012 Pazartesi
Yazmadan önce
Bir kaç gün önce daha önce yazı gönderdiğim yayınevlerinden birisinden cevap aldım. Bana cevap veren kişi, yazdıklarımı sevmekten çok kendi işine saygısı büyük olan birisi olmalı. Çünkü ben sanmıyorum ki gönderdiğim öyküler cevap vermeye değer olsun. Diğer yandan enteresan bir durum var, yayınevi sahibi açık ve net eksiklilerime işaret ediyor. İşaret ettikleri şeyler nasıl diyeyim mesela "gol atmak için topu kaleye vurmalısın, yoksa maçı kaznamazsın" demek kadar kesin şeyler. Üzücü olan ben bunu bilmiyorun, ancak o gösterdiği zaman fark ediyorum. Düşününki ben futbolcu olmak istiyorum. Sahada bir çok ilginç şeyler yapıyorum, belki daha önceden denenmemiş, yaratıcı çözümler arıyorum ama bunlar bir şey ifade etmiyor çünkü bu çabalamalarım sırasında aklımda rakip kaleye gitme düşüncesi yok. Bir sadatten, bütünleyicilikten uzağım. Aklım bu işin en temel gereklilikleri hariç hemen her şeyle meşgul. Korku,panik,endişe...Yazı sürecimde ne ararsan var. Hemen hemen hiçbir yere gitmeyen öyküler. Kendimi aşağılamaktan zevk almıyorum, hasbelkader burada okuduklarını beğenenleri de üzmek istemem. Demek istediğim şu ki yazılarım enerjik ve hareketli, farkındayım. Dilim yer yer özgün. Bir güç var. Ama hareketli yazıların aslında hiçbir yere gitmiyor olması ilginç. Bu enerjiyi biraz daha iyi değerlendirebilirsem belki bir şeyler olabilir. Öyle umuyorum.
Bütün bu hataları ben yazarken değil yaptığın her işte tekrar ediyorum. Çünkü belli yaşlarda öğrenmem gereken çok temel bilgilerden bir şekilde marhum kaldım. Sürekli "büyük bir şey yapma" gayreti içinde oldum. Ama küçük ve tutarlı bir şey yapmadan önce büyük bir şey yapamazsınız. "Küçük şeyleri aptallar yapsın, ben harika bir şeyler yapacağım" dedim. Tüm bunları ukalalılığımdan ya da aklıma taptığımdan yapmadım. Buna mecburdum çünkü küçük ve doğru dürüst şeyler başaracak, vasat olabilecek kadar gücüm yoktu. Bu güçsüzlüğü "anormal bir şeyler" başarmak isteyen ama "türlü engellerle karşılaşıp bunu başaramayan" bir kişi olarak kabul ettirmeye çalışmakla meşguldüm.
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda yüzücüydüm. Yaptığım her işte olduğu gibi onda da vasat altı bir durumdaydım. Bir gün babam yaraışlarımı izlemeye geldi. Aslında genellikle gelirdi. Kaybettiğim bir yarıştan sonra bana demişti ki, sağına bakıyorsun Ahmet'i görüyorsun, soluna bakıyorsun Mehmet'i görüyorsun ve "bunlar beni kesin geçer" deyip yarışı daha o an kaybediyorsun..."
Babamın dedikleri doğru muydu? Evet ama eksikti. Hem de çok eksikti. Ahmet ve Mehmet benim aynı zamanda takım arkadaşlarımdı ve evleri antreman yaptığımız havuza yakındı. Ben bir ayda 16-17 idman yaparken onlar 25 idmanı buluyorlardı. Üstelik beni zaten idmanlarda da sürekli geçtikleri için, ben de yarışta onları sağımda solumda görünce moralim bozuluyordu. Bu muhtemelen daha da kötü yüzmeme sebep oluyor olduysa da, yine de onlara esas geçilme sebebim olmuyordu. Esas geçilme sebebim onların benden daha çok çalışması, bu fırsatı bulabilmeleriydi. Bu durumda aslında babamın yapması gereken iki şey vardı;
i) haftada 25 idman yapabileceğim bir sistem geliştirmek (havuza yakına taşınmak, ulaşım şartlarını kolaylaştırmak ya da beni evime daha yakın bir spor klübüne almak)ve bu sistemi devam etmem için beni yüreklendirmek.
ii) bir önceki maddedeki fiziksel şartları sağlamak mümkün olmayan durumlarda bana arkadaşlarımın benden daha başarılı olma sebeplerini anlatmak, benim ancak 15 idman yapabildiğimi, bu kadar idmanla ancak bu kadar yüzebildiğimi ama şampiyon olmanın şart olmadığını, sürekli yapılan bir insanın beden ve ruh gelişimine katklıları olduğunu ve bunun şampiyonluktan daha önemli olduğunu...vs vs...)
oysa ne oldu, kendisini başarısızlık için suçlayan birisi olarak buldum. çünkü ben 13 yaşındayken yukarıdaki iki maddeyi sınıflandıracak ve bu konuda kendimi ikna edecek zihinsel yeterliliğe elbette sahip değildim. yetiştiğim sistemde herşeyi kendim akıl edebilmek zorunda kalıyordum. babam başarılı olmamı istiyor ama basit bir yol göstericilik yapamıyor. başarı yolunu akıl edip çizebilmem lazım. bunu yapabilenler vardır, ben bu kişilerden birisi değilim. bu bir suçlama yazısı değil çünkü dedem de bu kişilerden birisi değildi. ben de babamdan ne kadar farklı olurum bilemiyorum. belki bir adım ileri gidebilirim. çünkü korku, güven eksikliği ve endişe nesiller boyunca akar gider. burada hiçkimse suçlu değildir sadece birisinin bir dakika, "bu nesillerdir böyle devam ediyor, artık birisinin buna dur demesi gerekiyor" diye bir müdahelede bulunması gerekiyor. belki ben bu kişi olabilirim. emin değilim.
insanların ruhen hasta tarafı ve sakat tarafları vardır. ikisini birbirine karıştırmamak lazım. sakatlık iyileşmez ama hastalık geçebilir. bunu farkında varmak gerekir. insanların iyi,güzel,bir şeyleri saf ve temiz şekilde başarmak isteyen tarafları da vardır. bütün bunlar hastalığın geçmesini beklerler. bazen bir ömür bekler ve hiçbir zaman ortaya çıkamazlar. benim için yazabilmek işte böyle bir şey. bunun için hastalığımın üstesinden gelebilmem lazım. sakin, kararlı, sabırlı olabilmem lazım. eğer iiyileşirsem yazabilirim. bazen sadece yazabilmek için iyileşmek istiyorum. bazen yazabilirsem iyileşirim sanıyorum, işte burada hata yapıyorum. bir yandan yazarken bir yandan iyileşebilirim belki, bu da mümkün. günün sonunda içinde kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğim bir limon bahçem olsun istiyorum. kırlarda saatlerce özgürce yürüyebilmek istiyorum. eşimi, dostumu, istiyorum ve biraz da yemek ve içmek. çok mu şey istiyorum acaba?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder